Ummandan Katreler

 

UMMANDAN KATRELER

 

    Tıp İlminin bir de şairlerimizin dilleriyle nasıl terennüm ettiğine bakalım...

    Bu eserleri içerilerinde tıbba dair saklı hazineler bulunduğu için ele aldık. Kristal Mısralar belki de...

 


 

   Nâzım Hikmet Rân'dan Angina Pektoris şiiri...

 

   Angina pektoris, sıklıkla kalbin ortasında hissedilen baskı ve sıkışma hissidir. Genellikle atherosklerotik koroner daralmasından kaynaklanmaktadır.Hastalığın gelişmesinde en büyük etkenler ani egzersiz, sigara kullanımı ve aşırı heyecanlanmadır.

   Denilebilir ki, bu hastalığın sebebi kalbin pır diye atmasıdır belki de. Burada, Nâzım, bu semptomları ve etkenleri çok güzel bir şekilde kullanarak hastalığının sebebini gönlünü vermiş olduğu fikir ve aksiyonlara bağlamaktadır.  

     ANGİNA PEKTORİS

Yarısı burdaysa kalbimin
yarısı Çin'dedir, doktor.
Sarınehre doğru akan
ordunun içindedir.

Sonra, her şafak vakti, doktor,
her şafak vakti kalbim
Yunanistan'da kurşuna diziliyor.

Sonra, bizim burda mahkûmlar uykuya varıp
revirden el ayak çekilince
kalbim Çamlıca'da harap bir konaktadır
her gece,
doktor.

Sonra, şu on yıldan bu yana
benim, fakir milletime ikrâm edebildiğim
bir tek elmam var elimde, doktor,
bir kırmızı elma :
kalbim...

Ne arteryo skleroz, ne nikotin, ne hapis,
işte bu yüzden, doktorcuğum, bu yüzden
bende bu angina pektoris...

Bakıyorum geceye demirlerden
ve iman tahtamın üstündeki baskıya rağmen
kalbim en uzak yıldızla birlikte çarpıyor...

 


 

        Mehmet Akif Ersoy'dan Hasta Şiiri...           

 

    Kendisi de Halkalı Baytar Mektebi'nden mezun olan Mehmet Akif Ersoy'un mektepte şahit olduğu bir vakayı anlattığı bu şiirde, şairimiz yine o güçlü gözlem yeteneğini ve aruzu ustalıkla kullanışını göstermiştir.

   Manzûme türünün en önemli örneklerinden olan ''Hasta'' şiiri  Kurtuluş Mücadelesi'ndeki halkımızın durumunu tüm canlılığıyla realist bir şekilde ortaya koymaktadır.    

               
 HASTA                                                             

"Vak’a Halkalı Ziraat Mektebi’nde geçmiştir." 

 

- Bence Doktor, onu siz bir soyarak dinleyiniz;

Hastalık çünkü değil öyle ehemmiyetsiz.

Sade bir nezle-i sadriyyemi illet ? Nerede?

Çocuğun hâli fenalaştı son günlerde,

Ameliyyâta çıkarken sınıf on gün evvel,

Bu da gelmez mi ? Dedim "Kim dedi, oğlum sana gel?

Nöbet üstünde adam kaçmalı yorgunluktan;

Hadi yavrum , hadi söz dinle de bir parça uzan."

O zamandan beridir za'fi terakki ediyor;

Görünen : bir daha kalkınması artık pek zor;

Uyku yokmuş ; gece hep öksürüyormuş; ateşin

Olmuyormuş biraz dindiği...

                        - Ben zaten işin,

Bir ay evvel biliyordum ne vahîm olduğunu

Bana ihtâra ne hâcet , a beyim. Simdi bunu?

Ma'amâfih yeniden bakalım dikkatle:

Hükmü kat'î verelim, etmeye gelmez acele.

 

(...)

  

 


 

 Sezai Karakoç'tan Doktorun Karşısında şiiri... 

 

   DOKTORUN KARŞISINDA

 

       (...)

Siz çin diyorsunuz anlıyorum

Bir pirinç hastalığı falan

Geçiyorsunuz da bengisulardan

Bir hızır hızarından

Bir tabut pınarından

Gözümün hastalığından

Nasıl ki Meryem de bir çocuk sezmişti Cebrail sularından

Nasıl ki yeşil sancaklar inmişti bir gün Diyarbekir surlarından

Kurtarıyordunuz beni

Bana bir gemi gibi yaklaşan

Üsküdar akşamlarından

Fatih camii gibi aydınlıktınız

Bir fakir ölüsü kadar sessiz ve sade

Sağımda kırgın solumda çılgın

Önümde Yakup Yusuf ve İshaktınız

Arkada kaynak sular kadar berraktınız

Dün akşam üzeri güneşi siz batırdınız

Başkası değil doktor güneşi siz batırdınız

Ama inandim ki doktorsunuz değilsiniz süryani

Doktorsunuz doktordan başka birşey değilsiniz yani

 


 

Ahmet Hamdi Tanpınar'dan bir tespit...

 

SAHNENİN DIŞINDAKİLER

     Doktorluğa büyük bir hevesim yoktu. Ondan sadece edebiyat çalışmalarıma rahatça kendimi verebilecek bir refah umuyordum. Bir de biyolojiyi öteden beri seviyordum. Daha o zamanlar mesleklerin insanı içten içe değiştirdiklerini bilmiyordum. Eğer böyle olmasaydı, yola çıktığım zamanki ihtiraslarla kalsaydım, elbette ki bu hatıralar, Tıbbîye'nin ikinci sınıfında yazmağa başladığım yarım kalmış beş perdelik trajedi ile tek eserim olmazdı.

  


 

HEKİMLERE NAZ

 

Bir hazâkatzedeyim midemi tıp tepti benim
Kırk katır tepse yıkılmazdı şu aciz bedenim

Kapladı her yanımı sancı, elem, ağrı, bere
Bir mezar oldu cihan, sanki etibbâ haşere

Hastane sanarak yok yere girdim çıktım
İbret aldım oralardan ve canımdan bıktım

Avnî’min himmeti erdi yine imdadımıza
Hâtime çekti bir el nâle vü feryadımıza

Kalmamıştır gibi aciz bedenimde bir şey
Yaşasın sine-i millette Hasan Vasıf Bey

 

                                                  NEYZEN TEVFİK

 

Hazakatzedeyim: Bir doktorun kurbanıyım      Etibba: Doktorlar

Nâle: İnilti, figan.                  Sine-i Millet: Milletin kalbi

Hasan Vasıf Bey: Doktor. Balıkesir Milletvekili.

 

Neyzen Tevfik'in kendi ifadesiyle 1. Dünya Savaşı'na kadar 1868 okka yani 2.4 ton rakı ve 3-4 ton da esrar içmiş ve bir o kadar da afyon yutmuştur. 30 kez girip çıktığı Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesinin 21. koğuşunda kendisi için ayrılmış bir yeri vardır.

(Kültür ve Edebiyatımıda İlkler ve Enler/İbrahim Öztürkçü s.323)

Bir doktor tanıdığı ile karşılaştığında

Doktor: '' Hâlâ iyileşmedin mi? '' der. ''Muayenehâneye bir uğra da sana bir reçete yazayım.''

Neyzen: ''Beni azad et hazret. Ben reçetesiz de ölürüm.''

 

 

 

 

 




Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam4
Toplam Ziyaret91764